Şaşkın Batı
Pepe Escobar yazdı.
Yeni bir tarihsel aşamaya girdik bile: hiçbir kısıtlama yok; hiçbir dolaylı anlatım yok; hiçbir şeyi haklı çıkarmaya çalışma bile yok. İran, nihai hesaplaşmayı yansıtıyor: ya ABD-Siyonist emperyalizmi galip gelecek ya da çok kutupluluk.
Neo-Caligula - yani dünyanın tartışmasız gümrük vergisi şampiyonu Trump - İran’ın henüz teslim olmamasına şaşırmış görünüyor.
Hiç de şaşırtıcı değil. Onun inanılmaz derecede vasat iç çevresindeki hiçbir bilgisiz dalkavuk, neo-Caligula’ya Şiiliğin temellerini kısa ve öz ifadelerle açıklayabilecek entelektüel donanıma sahip değil.
Durum daha da kötüleşiyor. Aslında imparatorluk masasında olan şey, son derece yozlaşmış/sapık Anglo-Amerikan/Atlantikçi oligarşinin önemli bir kesimine fayda sağlayan, siyasi bir örtbas olarak Topyekün Savaş’ın geri dönüşüdür.
Cenevre “müzakereleri” başarısızlıkla sonuçlandı. Münih Güvenlik Konferansı’nın ana teması Rusya’ya karşı savaştı. Basra Körfezi’nden çok uzak olmayan bir yerde toplanan “büyük donanma”, ABD/İsrail’in İran’a saldırmaya hazır olduğu izlenimini vererek yürüyor, konuşuyor ve seyrediyor.
Cuma günü Cenevre’de olası son bir şans ihtimalini bile göz önünde bulundursak; İran’ın teslim olmaması ihtimalini bile hesaba katsak, en olası senaryo TACO (Trump Always Chickens Out- Trump Her Daim Tavuk gibi Tırsar) olmaya devam ediyor.
Çünkü İran’a yapılacak bir saldırı -ki bu da yıkıcı bir karşılık doğuracaktır- Cumhuriyetçilerin ara seçimleri kaybetmesini ve neo-Caligula’nın etkisiz bir lider haline gelmesini kesinleştirecektir.
Tüm bu dram, dikkati Epstein Dosyaları’ndan -ya da Epstein Adası Birleşik Devletleri’nin Batı Epstein Kolektifi ile çarpışmasından- uzaklaştırmanın acil gerekliliği etrafında dönüyor.
Trump-Bibi-Epstein triosundan oluşan anlatıyı değiştirmek zorundalar.
ABD’de devasa bir spekülatif balon hüküm sürüyor; tarihsel olarak, Kaos, Yağma ve Daimi Saldırılar İmparatorluğu, balon patladıktan sonra her zaman savaşa girer.
Sonsuz Savaşlar Bakanlığı’nın bütçesi 2027’de %50 daha yüksek olacak.
Oysa savaşlar şimdi başlamalı.
Sanayi-askeri kompleks, ya da daha doğrusu Ray McGovern’ın unutulmaz bir şekilde tanımladığı gibi MICIMATT (askeri-sanayi-kongre-istihbarat-medya-akademi-düşünce kuruluşu kompleksi), ekonomik olarak geride kalan ve “güvenilirliği” yerle bir olmuş Batı turbo-kapitalizmi için tek kaçış yoludur.
Yeni paradigma – hiçbir kuralın olmadığı uluslararası kaos – artık çıplak.
Son derece, pornografik bir şekilde yırtıcı: Epstein’ın yaklaşımı bunu mükemmel bir şekilde yansıtıyor.
Ve tarih kendini tekrar eder – çoğu zaman bir fars olarak: Ukrayna’da Rusya’ya karşı vekalet savaşı devam edecek.
Bu, Avrupa “elitlerinin” bir takıntısı. Ve tıpkı 1941’de olduğu gibi, bu da Rusya’nın muazzam doğal kaynakları yüzünden.
Yani Nietzsche, hep olduğu üzere, 1888 gibi erken bir tarihte haklıydı.
Batı’nın, postmodernist nihilizme doğru dalışının ölüm sancılarını yaşıyoruz.
Gerçek ötesi, bir başka şiirsel (adaletsizlik) kırıntısında, Truth Social (Trump’ın x hesabı) tarafından yansıtılıyor.
Şaşırt beni bebeğim
Şu anki derin, karanlık bunalımımız, Pers İmparatorluğu, Greko-Pers savaşları, bunların Yunan kültürü üzerindeki etkisi, Helenizm, Roma İmparatorluğu, Hristiyanlık ve İslam’ın ortaya çıkışı, Haçlı Seferleri, Rönesans, Avrasya içi ticareti aşan Keşifler Çağı, Sanayi Devrimi, Aydınlanma, Amerikan bağımsızlığı, Fransız devrimi, Alman idealizmi, 1848 devrimleri, Nietzsche, I. ve II. Dünya Savaşları gibi uzun bir sürecin mantıksal sonucu olarak kolayca analiz edilebilir.
İki bin yılı aşkın bir süre boyunca Platon ve Aristoteles bu geleneğin felsefi mimarisini oluşturdu.
Ancak 1945’te tüm yapı çöktü. Liberal kapitalizm ve Amerikan “demokrasisi” tartışılmaz gerçekler olarak kendilerini dayattılar ve esaslı ideolojik tartışma alanını ortadan kaldırdılar.
SSCB’nin sonu, “Tarihin Sonu”nun -ve dolayısıyla eleştirel düşüncenin sonunun- en büyük saçmalığına yol açtı.
Şimdi ise, Çin’in yükselişiyle birlikte, Batı tarihe geri dönmeye zorlanıyor; bundan sonra ise çoğunlukla sadece bir seyirci konumunda olacak.
Parçalanmış, kolektif Batı, kendisini tarihsel olarak yerelleştirme yeteneğini tamamen kaybetti.
Batı artık tamamen Kafa Karıştırıcılarının egemenliği altında.
Örneğin, bu mantık karışıklığına yol açan durum AB’nin enerji intiharı için de geçerli.
Ohio merkezli Enerji Ekonomisi ve Finansal Analiz Enstitüsü (IEEFA) yakın zamanda ABD’nin 2030 yılına kadar AB’nin LNG ithalatının %80’ine kadarını karşılayabileceğini tahmin etti.
Bu da geçen Temmuz ayında açıklanan ve AB’nin 2028 yılına kadar ABD’den 750 milyar dolarlık devasa bir enerji ürünü satın almayı taahhüt eden ticaret anlaşmasıyla bağlantılı.
Ucuz Rus doğalgazını kaybetmek ve Kaos İmparatorluğu’ndan gelen aşırı pahalı LNG’ye bağımlı olmak, AB genelindeki sanayi girişimlerinin sonunu getiriyor.
Özellikle eski sanayi devi Almanya’da kapanmalar ve iflaslar artık normal hale geldi.
Buna Sanayisizleşmenin Zaferi diyebiliriz.
Bu arada, rasyonel RIC (Rusya-Hindistan-Çin) aktörleri karmaşık bir stratejik yapılanmaya yatırım yapıyor.
Rusya’nın akıllıca taktiksel müdahalesi, kaldıraç olarak kullanılan bir vaat ve bazı ABD doları alanları; uluslararasılaşmış yuanın istikrarlı genişlemesi; Hindistan’ın da BRICS ödeme sistemi mimarisini geliştirirken ABD ilişkilerinden yararlanması; ve Rusya-Çin-İran deniz tatbikatlarında olduğu gibi birbirine bağlı deniz güvenliği.
ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi’nin beş etki alanı olarak tasarladığı yapı şimdiden başarısızlığa uğruyor: ABD, Rusya, Çin (her ikisi de düşman olarak belirlenmiş), Hindistan ve Japonya (ABD’nin vasalı).
Ulusal Güvenlik Stratejisi (NSS), “Amerikan halkının güvenliği, özgürlüğü ve refahının, Hint-Pasifik’te ticaret yapma ve güçlü bir konumda yer alma kapasitemizle doğrudan bağlantılı olduğunu” ısrarla vurgulamaktadır.
Yani aslında bu bir jeo-ekonomik teklif değil, bir savaş tehdidi.
Hindistan bile bunu görebiliyor. Bu, emperyalistlerin doğal kaynaklara ve stratejik bölgelerin kontrolüne duydukları en büyük ve en umutsuz ihtiyaçla tamamen örtüşen bir durum.
Nihai hesaplaşma
Yeni Büyük Oyun evrim geçiriyor, ancak kilit savaş alanı belirlendi: ABD-Çin.
Her şey buna tabi.
Neo-Caligula’nın Nisan başında Çin’i ziyaret etmesi planlanıyor.
Nihai hesaplaşmadan bahsediyoruz.
Neo-Caligula, baskı altında, ABD dolarının hakimiyetini güvence altına almak için bir tür büyük anlaşma yapmaya çalışacak.
Büyük bir başarısızlık kaçınılmaz; çünkü Kaos İmparatorluğu, işbirliğine çok ihtiyaç duyduğu bir dönemde Çin’i zorlamaya devam ediyor.
Pekin için asıl önemli olan, altın destekli koridorlar inşa ederken yuanı uluslararasılaştırmak ve finansal gücünü ihtiyatlı bir şekilde kullanmaktır; bu, gümüş ihracatını kısıtlamak veya ABD hazine bonolarını satmak şeklinde olabilir.
Pekin, tamamen Amerikan yapımı balonların ancak demir yumrukla yönetilen oligarşik kontrol ve sınırsız para basımıyla sürdürülebileceğini çok iyi biliyor.
Başka bir plan yok.
Yeni bir tarihsel aşamaya girdik bile: hiçbir kısıtlama yok; hiçbir dolaylı anlatım yok; hiçbir şeyi haklı çıkarmaya çalışma bile yok. Bu, örneğin Amerikalıların – ve bir ölçüde Avrupalıların – Rus deniz kuvvetlerine yönelik korsanlığı için de geçerli.
İran, nihai hesaplaşmayı yansıtıyor: ya ABD-Siyonist emperyalizmi galip gelecek ya da Rusya-Çin stratejik ortaklığı ve BRICS’in temsil ettiği çok kutupluluk galip gelecek.
Dolayısıyla her yerde mevcut olan savaş alanının gün geçtikçe daha da şiddetlenmesi hiç de şaşırtıcı değil.
Kaynak: https://strategic-culture.su/news/2026/02/23/the-discombobulated-west/
Pepe Escobar, bağımsız jeopolitik analist, yazar ve gazeteci


