'DEVLET AKLI' VE NATO
Hüseyin Vodinalı yazdı.
Türk iç siyasetinde mantık ve çıkarla açıklanamaz işler olduğunda, bir “devlet aklı” teranesidir gidiyor.
Bu bana 12 Eylül’ü CIA ile birlikte tertipleyen Kenan Evren’in sürekli tekrarladığı “dış mihraklar” ifadesini hatırlatıyor.
Dış mihrak’ın ta kendisi Kenan Evren’di zaten!
Devlet aklı da böyle birşey.
Bakın, ilk evvela Atatürk’ün ölümünden sonra, ardından da NATO'ya girdikten beri tamamlanan bu “devlet aklı” denilen şey, genel olarak Amerikan aklı veya İngiliz aklı bazen de İsrail aklıdır. Avrupa aklı sondan birinci olsa da hadi onu da katalım.
Bizimkilerin en fazla yapabildiği bunların kendi çelişkilerinden arada bir yararlanıp fırsat yakalamaktır.
Oysa gerçek devlet aklı, sadece 15 sene sürse de bugüne bile ışık tutan Mustafa Kemal aklıdır.
Ülkenin monarşik bir yapıya doğru yürüyüşünün en büyük destekçisi, Amerikan Büyükelçisi Tom Barrack’ın açıkça dile getirdiği gibi, ABD’dir.
ABD’nin içinde ise herkesin bildiği üzere kocaman bir İsrail aklı saklıdır.
Son 15 yıldır CHP’nin başında yer alan Kılıçdaroğlu, İmamoğlu, Özel ve diğerleri de NATO çerçevesi dışında değillerdir.
Sadece City of London desteğiyle iktidar kapma peşinde olan farklı fraksiyonlar vardır.
Küresel batılı Yahudi sermayesi Türkiye’yi bugün boyunduruk altına almıştır.
Mutemet olarak da başına İngiliz vatandaşı Mehmet Şimşek’i atamıştır.
Ancak bu yeni bir hikaye değildir.
NEDİR MUSTAFA KEMAL AKLI?
Türk devletinin kurucusu olan Kemalist akıl, özünde şu temel felsefeye dayanıyordu:
“Biz Türkler (Osmanlı dahil) ezilen mazlum bir milletiz. Emperyalizm ile savaşarak bağımsızlığımızı kazandık. Bundan sonra onu korumak için emperyalizme karşı önce kendi gücümüzle ve sonra da emperyalist devletlerle mücadele eden diğer mazlum milletlerin desteğiyle mücadele edeceğiz. Ekonomimizi gözümüz gibi koruyup, bilim ve çalışmayla çağdaş devletlerin seviyesine geleceğiz.”
Sivas kongresinde Amerikan Mandasını reddeden Atatürk, Emperyalist İngiltere’ye karşı Sovyetler Birliği ile işbirliği yaptı.
Cem Gürdeniz Amiralimizin harika üslubuyla anlattığı o ünlü Kağnı donanması, Rusya limanlarından İnebolu’ya gelen Sovyet silahlarını cepheye taşıyordu.
O silah ve mühimmat olmasa Kurtuluş Savaşı kazanılamazdı.
Türk milletinin makus talihini değiştiren Sakarya savaşında Sovyet Komutanlar Atatürk ile birlikte cephedeydi!
Bunları yazınca bize Rusçu diyorlar ama bunlar tarihsel somut gerçekler.
İnanmayanlar, Ata’nın bizzat tasarladığı Taksim anıtındaki figürlere baksın.
Sovyetler bizim Çanakkale Zaferimiz sayesinde kuruldu desek çok da yanlış söylemiş olmayız. Lenin ve Atatürk ortak emperyalist düşmana karşı dayanışma gösterdi ve kazandılar.
Rus Çarı II. Nikola ile İngiltere Kralı VII. Edward’ın, 9 Haziran 1908 günü Estonya’nın Reval liman şehrinde bir araya gelerek imzaladıkları Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalanması ve Türklerin yok edilmesi anlaşmasını birlikte yırtıp attılar.
SSCB’YE KARŞI İNGİLTERE-ABD
Sivas Kongresi’nde Amerikan Mandası’na sıcak bakanlar arasında olan İsmet İnönü ise Atatürk’ün vefatı sonrası, malesef Kurtuluş Savaşı ve Lozan’da gösterdiği başarıyı dış siyasette ve jeopolitikte koruyamadı.
TBMM’deki nispeten varlıklı eşrafın da etkisiyle Atatürk’ün vasiyeti olan “Batı ile ittifak yapmayın, Sovyetlerle dostluğu bozmayın” ilkesi çabuk erozyona uğradı.
İnönü, Ata’nın ölümünden hemen sonra, onun ideolojik mirasının en büyük koruyucuları olan Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras ve İçişleri Bakanı Mahmut Esat Bozkurt’u görevden alıp yerlerine Saraçoğlu, Menemencioğlu ve Saydam gibi anti komünist batıcıları getirdi.
Yine İnönü, Atatürk’ün vefatından sadece 9 ay sonra İngiltere ve Fransa ile ortak savunma anlaşmaları imzaladı. İnönü, ABD ile 1923 Nisan ayında imzalanan ve Aralık ayında feshedilen, ABD’ye belli imtiyazlar veren Chester anlaşmasının da arabulucusu idi.
Lozan’da İngiltere’ye karşı ABD desteği almak idi amacı.
Sosyalist fikirleri olan Atatürk emperyalizme karşı Sovyetler ve diğer mazlum milletler ile işbirliğini öngörürken, kapitalizme inanmış İnönü İngiliz etkisine karşı uzaktaki ABD ile denge arayışındaydı.
Ata’nın ölümü sonrası İnönü’nün Batı yönelimi açıkça netleşmişti.
SSCB’nin Ankara Büyükelçisi A.V. Terentyev’in 7 Aralık 1939’da Başkan Stalin, Dışişleri Bakanı Molotov ve Savunma Bakanı Voroşilov’a gönderdiği uzun bir mektup durumu çok net biçimde özetliyordu:
“Türkiye basını ülkemizi “saldırgan”, “istilacı” vb şeklinde anarak SSCB’ye yönelik düşmanca ve müfteri bir üslup takındı. Bunlar tamamen karşılıksız kalıyor, dahası öğrendim ki Türkiye Hükümeti’nin ilgili organları bizzat bu kışkırtmanın arkasındadır(…) Türkiye’nin İngiliz-Fransız emperyalizmine bütünüyle satılmış olan yöneticilerinin, ülkelerini zorla İngiltere ve Fransa’nın tarafında bir savaşa katılma yolunda ilerledikleri sonucunu çıkarmak mümkündür. Türkiye hükümeti İngiltere ve Fransa’nın direktifiyle SSCB’ye karşı gitgide daha düşmanca tavır takınıyor. Türkiye’nin şimdiki dostlarının tavsiyeleri, Türkiye için esas tehlikenin ancak Sovyetler Birliği’nden gelebileceğine, Sovyetler Birliği’nin Boğazlar’ı ele geçirme ve bu suretle Türkiye’nin egemenliğine tecavüzde bulunma niyeti olduğuna, bu durumda Türkiye’nin İngiltere ve Fransa ile çok daha içli dışlı olması ve SSCB ile mücadele için hazırlanması gerektiğine çıkıyor. Türkiye hükümetinin şu anki dış siyaseti bu niteliktedir.” (Hazal Yalın, “1939; Avrupa, Sovyetler Birliği, Türkiye” 2023-Nota Bene yayınları)
İkinci Dünya Savaşı sırasında da Türkiye’ye İngilizler dolmuştu.
Türkiye, Birinci Dünya Savaşı’ndaki Alman müttefikliğinden İngilizlere doğru kaymaya ikinci dünya savaşı öncesinde başlamıştı. 1937’de Karabük’teki demir çelik tesisinin kullanım hakları Alman Krupp şirketinden alınıp İngiliz Brassert’e verilmişti.
İDEOLOJİYİ JEOPOLİTİĞİN ÖNÜNE KOYARSAN
Batı ile işbirliği jeopolitik olmaktan çok ideolojikti. Anti komünist bir ortak bakış açısı vardı.
Sovyetler Birliği’nin komünist yayılmacı etkisi eşrafı ürkütmüştü.
Ama burada açık bir ayrım vardı; Almanya yerine Anglo Saksonlara yaklaşmak.
Mesela, Hitler Mart 1941’de Türkiye’nin Berlin Büyükelçisi’ni makamına çağırtarak SSCB’nin Türkiye üzerine planlarını içeren çok gizli bir istihbaratı gösterdi. Fakat Ankara bunun karşılığında görüşmenin içeriğini İngilizlerle paylaştı. (Türk İstihbaratı ve Soğuk Savaş- Egemen Bezci, 2023 Kronik Yayınları)
İkinci Dünya Savaşı sürerken 1940 Kasım ayında İstanbul’da “Türk-İngiliz Güvenlik Bürosu” kuruldu. İstanbul 72 milletten casusların fink attığı bir şehir olmuştu. (age)
6 Mayıs 1941’de İngiliz İstihbaratçı Yüzbaşı S. N. Smith, sinyal istihbarat üsleri kurulması için Türkiye’nin Karadeniz ve Ege’deki sahil kesimlerini inceledi. Churchill, Türkiye’ye asker göndermek istiyordu. Hitler’in Yugoslavya işgali sonrası bunu bahane eden İngiltere Türkiye’ye 4 ila 6 tugay arasında asker, 20-30 uçaklık havagücü göndermek istedi. İnönü reddetti. İngilizleri zayıf görüyor, ABD’yi bekliyordu. (age)
Ancak İngilizler savaş esnasında Türkiye’de çok etkiliydi. İngiliz Büyükelçisi Hugh Knatchbull-Hugessen, SOE (İngiliz Özel Operasyon Birimi) tarafından cephe gerisinde silah patlayıcı ve telsizler konusunda özel eğitimden geçmiş Türklerle özel harp teknikleri uygulayacak küçük, gizli birimler kurulmasını ve Adana, İstanbul ve İzmir’de patlayıcı zulalanmasını sağlamıştı.
Amerikalıların da eli armut toplamıyordu. 1944 yazında OSS (ABD Askeri İstihbaratı) Amerikan Büyükelçisi’nin Adana’daki yazlık villasında çok gizli bir sinyal istihbarat üssü kurdu. Üs, Ankara’nın bilgisi olmadan kurulmuştu. MAH daha sonra bu üssün varlığını ögrendi ve bildirdi, ancak İnönü ABD ile arasını bozmak istemiyordu. O yüzden gizli üsse göz yumuldu. O üs, daha sonra ABD’nin Türkiye’deki askeri varlığının simgesi haline gelecek olan İncirlik Üssü’nün temelini oluşturdu.
İnönü de Atatürk gibi İngiltere’nin gitmekte olan bir emperyal güç olduğunu biliyordu. Ama o, ABD’nin gelmekte olan yeni emperyal güç olduğuna inanıyordu ve anti komünist idi.
NATO’YA TESLİMİYET
NATO’nun kuruluş felsefesi de tamamen aynıydı: anti komünist cephe.
“Bir Vesayet Örgütü: NATO” kitabımda da anlattığım gibi NATO fikrinin de asıl sahibi İngilizlerdi.
Ta 1930’larda İngiliz Kraliyet ailesi ve City of London (Rothschild hanedanı ağırlıklı) ortaklığında kurulan ve daha sonra Chatham House’a dönüşen Yuvarlak Masa’nın fikriydi.
Bu fikir daha sonra Mackinder tarafından JP Morgan-Rockefeller-New York merkezli CFR (Uluslararası İlişkiler Konseyi) tarafından da benimsenince 1949’da resmiyete döküldü.
Türkiye’nin rotası İnönü, Bayar ve Menderes’ten beri artık belliydi. Sovyetler’e karşı batılı kapitalistler için NATO’nun ileri karakolu olmak.
Bu da bağımsızlığımızın artık yok olmaya başlamasının habercisi oldu.
İkinci Dünya savaşı ve Soğuk Savaş’ta belki savaşa girmediğimiz için şanslıydık ama Atatürk Cumhuriyeti’nin içine Batılı ajanlar doluşmuş, ağacı içinden kemirmeye çoktan başlamışlardı.
Patronlar hedefi göstermişti, en büyük açık düşman solcular, gizli düşmanlar ise Kemalistler’di. Onların başı görüldükleri yerde ezilmeliydi. Sağcılar, sözde milliyetçi ve dinciler bu savaşta milis gücü olacaktı.
Türkiye, tüm askeri, istihbari, siyasi, ekonomik ve kültürel varlığıyla dünyanın en değerli jeopolitik noktasında Batı’nın bir uydusu haline geldi.
Öyle ki, İngiliz ve Amerikalılar tarafından 1954’te başlayan Türkiye’den SSCB üzerinde yüksek irtifalı casus uçuş faaliyetleri başımızı derde soktuğunda bile boyun eğdik.
Sovyet ordusu, 1960 Mayıs’ında CIA’in İncirlik’ten havalanan bir casus uçağını vurduğunda bile Türk hükümeti CIA’in kendi topraklarını kullanmaya devam etmesini istemişti. Aynı bağımlılık 1963 SSCB-ABD füze krizinde ülkemizi az daha Sovyet atom bombalarının hedefi yapıyordu.
Cumhurbaşkanı ve Başbakan bile çok gizli NATO planlarını göremiyordu, izin isteyip Genelkurmay’a gitmeleri gerekiyordu!
Uzattım epey ama Soğuk Savaş bittiğinde ve komünizm tehdidi! resmen ortadan kalktığında lağvedilmesi gereken NATO yani Batı kapitalizmi, başımıza yeni işler açmaya hazırlanıyor.
Temmuz başındaki zirvede Türkiye’ye bu kez sıcak savaş görevi verilmek isteniyor.
Kurbanlık koyun Avrupa ile birlikte artık Rusya’ya, İran’a ne görev verilirse ona karşı savaş isteniyor.
Üstüne bir de Kukla bir Kürt devleti ve İsrail planlarına teslimiyet de talep ediliyor.
Bunun karşılığında ise anladığım kadarıyla monarşik bir meşruiyet teklif ediliyor.
Bu mevcut siyasi sistem Atatürk aklını belli ki benimsemiyor ve umursamıyor.
Ama onların anlayacağı İnönü tarzı pragmatik bir dilden konuşayım…
Bizim meşhur devlet aklı umarım şunun farkındadır; 1945’te İngiltere nasıl gidici ABD gelici ise, bugün de ABD gidici ve fakat yerine gelen yeni güç Batı’da yer almıyor. Yükselen güç Asya’dadır artık.
Hesabını buna göre yapmayan, hala 1945 ve 1990’da yaşadığını sanan “devlet aklı”, olsa olsa NATO aklıdır.
Gerçek devlet aklı Mustafa Kemal aklıdır; bugün CHP’nin bile unuttuğu Altı Ok’tur.



İsmet İnönü’nün Emperyalizme olan ilk temasları ne zaman Başlamıştır? Lozan barış görüşmelerinde İnönü ve Emperyalist güçler aralarında gizli anlaşmalar yapılmış olabilirmi? ATAMIZIN vefatından sonraki belirlemiş olduğu POLİTİKALAR sonucunda Türkiye’nin kaderini karanlığa doğru çeken İsmet İnönü! Köy enstitülerinin kapatılması ,Amerika ile yapılan Fulbright anlaşmaları,Türkiye cumhuriyetinin savunma sanayisini lav edilmesi, uçak fabrikalarının kapatılması ve Türkiye cumhuriyeti devletinin NATO’ya alınması!
Sayın Vodinalı,
Yazınızı büyük bir ilgiyle ve dikkatle okudum. Sizi kutlarım.